İnsan bazen kaybolduğunu fark etmez;
çünkü kayboluş bir anda değil, küçük tercihlerle başlar. Bir arzunun peşinden gider, bir hakikati erteler, bir yanlışı önemsemez… Derken kalbin içinde sessizce başka bir otorite yükselir. İşte o an, Kur’an’ın şu sarsıcı hitabı yankılanır: “أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَٰهَهُ هَوَاهُ…” “Hevâsını ilah edineni gördün mü?” Hevâ… yani nefsin bitmek bilmeyen istekleri… Bir gün gelir, insan doğruyu bilir ama işine gelmez. Hakikati duyar ama ağır gelir. Gerçeği görür ama kabul etmek istemez. İşte o an, fark etmeden bir kırılma yaşanır; artık ölçü Allah’ın emirleri değil, insanın kendi arzuları olur.
Haram, eğer tatlıysa meşrulaşır..
hak, eğer ağırsa ertelenir..
gerçek, eğer zor gelirse göz ardı edilir..
İnsan burada Allah’ı açıkça inkâr etmez belki, ama O’nun yerine kendi arzusunu koyar.
Bu sapma cehaletten değil, bilerek yüz çevirmekten doğar. Nitekim ayet devam eder: “…وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَىٰ عِلْمٍ…” “Allah onu bile bile saptırmıştır.” Çünkü o kişi gerçeği görmüş, duymuş, anlamıştır; fakat kabullenmek istememiştir. Hakikati reddetmekte ısrar eden kalp, zamanla kendi karanlığını üretir. Ve ardından ilahi hüküm tecelli eder: “…وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ…” “Kulağı ve kalbi mühürlenmiştir.” Artık nasihat içeri girmez, sözler tesir etmez, hakikat kapıdan geri döner. “…وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِ غِشَاوَةً…” “Gözlerine de perde çekilmiştir.” O kişi bakar ama göremez, duyar ama anlamaz; çünkü sorun gözde değil, kalptedir.
İnsanın başına gelebilecek en büyük felaket budur: Gerçeği kaybetmek değil, gerçeğe karşı duyarsızlaşmak. Ayet bu yüzden sarsıcı bir soruyla insanı kendine getirir: “…فَمَنْ يَهْدِيهِ مِنْ بَعْدِ اللَّهِ…” “Artık Allah’tan sonra onu kim doğru yola iletebilir?” Eğer insan kendi eliyle kalbini kapatırsa, hangi söz onu açabilir? Hangi ışık o karanlığı dağıtabilir? Ve son çağrı gelir: “…أَفَلَا تَذَكَّرُونَ” “Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” İşte bu noktada insanın kendine dönüp sorması gerekir: Ben gerçekten hakikate mi uyuyorum, yoksa hakikati kendime mi uyduruyorum? Çünkü en tehlikeli sapma, dışarıdan gelen değil; içeriden yükselendir.
Putlar sadece taştan olmaz; bazen insan, farkına varmadan kendi nefsini putlaştırır. Ve en zor kırılan put, işte o içimizde olandır.
Doğruyu bilmek yetmez, ona teslim olmak gerekir.
Casiye Suresi 23.Ayet

