Allah Teâlâ’nın kullarından biri vardı. Eni boyu otuz arşın olan küçük bir adada otururdu. Bu kimse beş yüz sene bu adada Allah’a ibâdet etti. Allah Teâlâ, kendisine parmak kalınlığında kaynayan tatlı bir su ile her gün bir meyve veren bir nar ağacı verdi. Her gün bu su ile abdestini alır, susadığında içer, karnı acıktığında o bir narı yer karnını doyururdu. Bütün zamanını ibâdet ile geçiriyordu.
Bu kimse Allahü Teâlâdan, ruhunu secde eder vaziyette iken almasını istedi. Ve âhirete kadar bu şekilde kalmasını diledi. Dileği yerine getirildi.
Sonra Allah Teâlâ, ahirette;
Kulumu rahmetimle Cennete koyunuz, buyurdu.
O kimse buna itirâz edip;
Ben yaptığım amellerin karşılığı olarak Cennete girmek istiyorum, dedi.
Bunun üzerine, Allah Teâlâ, meleklere emir verdi. Yapmış olduğu amellerin hesabının yapılmasını istedi. Yapılan hesapta yapmış olduğu beş yüz yıllık ibâdetin sevabı sadece göz nimetinin şükrü bile olmadığı görüldü. Yanî göz nimeti, kulun yaptığı beşyüz yıllık ibâdetten daha ağır geldi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ, bu kimsenin Cehenneme atılmasını emretti. O kimse hatasını anladı. Allah Teâlâya yalvarıp, rahmeti ile muamele yapmasını istedi. Allah Teâlâ da kendisine acıyıp, rahmeti ile muamele ederek, onu Cennetine koydu.
Amel; “Dünya ve âhirette ceza veya mükâfat konusu olan her türlü iş ve davranış”ı ifade eden bir terimdir.

